<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-8884746774410797407</id><updated>2011-04-21T18:59:58.221-07:00</updated><title type='text'>aylinsunam</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>aylins</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10772168483080476950</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>21</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8884746774410797407.post-7109960003190967768</id><published>2009-01-27T02:21:00.001-08:00</published><updated>2009-01-27T02:21:59.001-08:00</updated><title type='text'>HAPPY GO LUCKY AGAINST AMELIE</title><content type='html'>Coca Cola’nın son reklam kampanyasını gördünüz mü? Sloganı “ Open happiness. Pepsi’nin son kampanyasını gördünüz mü? Sloganı, Hope!!!&lt;br /&gt;Biri umut, biri mutluluk vadediyor kapaklarını açtığınızda..Daha önce yapmadıkları bir şey değil ama dikkat çekiyor bugunlerde.&lt;br /&gt;Aman canım dünya ölümlü, bir sürü sorun var, bu da geçer yahu diyorlar. Sen yeter ki umudunu, neşeni kaybetme, idare et diyorlar. İdare et. Şiirsel olsun diye değil, tekrar söylemek ihtiyacı duyduğum için bir kez daha yazıyorum. Biri mutluluk, biri umut vadediyor ekonomik kriz döneminde, herkesin borca battığı günlerde, insanlar işsiz kaldığında, Gazze’de 2000 sivil öldüğünde&lt;br /&gt;Bolca tekrar oldu. Şimdi tekrar iki bin demek zorundayım.&lt;br /&gt;2000’lerin başında başka bir mutluluk dalgası daha yaşamıştık. Hatırlıyor musunuz? Amelie. Herşey hayata nasıl baktığınla ilgili. En aksi insanları mutlu edebilir, en sorunlu insanları güldürebilirsin. Küçük şeylerle insanların hayatlarına büyük katkılar da bulunabilirsin. Yeter ki hayatın olumlu taraflarını gör, yeter ki neşeli ol (ki genç kalasın), yeter ki umudunu kaybetme.&lt;br /&gt;Çok etkilendik değil mi? O kadar etkilendik ki aradan onca yıl geçmesine rağmen reklam kampanyalarında kreatif ekibe ilham vermesi için halen “Amelie gibi” yazılıyor briflerde. Amelie gibi olursak yırttık! Bizi izlerken iyi hissetsinler kendilerini yeter, sonra kendilerini iyi hissetmek için bir de bizi alsınlar.&lt;br /&gt;Geçenlerde yeni bir karakter daha girdi hayatımıza. Poppy. Mike Leigh’nin Happy Go Lucky filmindenki kız. O da en az Amelie kadar neşeli. Amelie gibi küçük şeylerden mutlu olmaya çalışan, çevresindekilerin hayata olumlu bakması için uğraşan bir karakter. Ama oluyor mu? Olmuyor bu filmde. Küçük şeylerle, olumlu düşünmekle çözemiyor sorunları yeni Amelie. Neden? Neden hayata olumlu bakıyoruz da, sorunları bir türlü çözemiyoruz?&lt;br /&gt;İnsanlar daha mı fazlasını istiyorlar, bir şey vaat ettiğinde çok daha fazlasını talep ediyorlar senden bu günlerde? Elinle bir umut ışığı gösterdiğinde, koluna sarılıp, koparmaya çalışıyorlar sanki. Kötü niyetle değil elbet. Evet Cola da, Pepsi de doğru anlamış insanları. İnsanların bugun her zamankinden daha fazla umuda, mutluluğa ihtiyacı var ama mutluluk o kapakların altında söylemi tutmuyor.&lt;br /&gt;İdeolojilerin yıkıldığı, büyük söylemlerin sona erdiği, hatta bildiğimiz dünyanın sonunun geldiği söylenmişti bizlere. Bugun geriye donup tekrar buyuk soylemler aramaya başladığımız gunlere geri mi döndük diye düşünüyorum. Bugun insanların yeniden bağlanacak idoller aradığı gün olabilir mi? Obama gibi.&lt;br /&gt;İdare edemem anne!&lt;br /&gt;İdare edemem! İdolleri falan gecelim, bence günün sloganı bu olsun. O kadar oyalandık, o kadar vakit kaybettik yıllardır. Hayatlarımızı kurmamız için satın aldığımız araç-gereçler bozuk çıktı. Haliyle bozuk hayatlar kurduk. Cok klişe tarifler ama durum böyle. Bundan sonra araç-gereç almak da istemiyoruz, paramız kalmadı. Hakkikaten daha iyi hayatlar istiyoruz ve bunun için çözüm.&lt;br /&gt;Reklamdan- Pazarlamadan söze başladığım için devam ediyorum. Acaba şirketler bize çözüm sunmaya cesaret edecekler mi? Bunca fazlalık, bunca gereksiz kalabalık varken bizleri ikna etmek için saçma sapan yeni ürünler geliştirip, onlara giden innovasyon parasının 10 katını bize geçirip, kar etmeye devam edecekler mi? Beraber bir şeyler çözmeye çalışacaklar mı? Ortak bir akıl doğacak mı tüm bu gürültüden? Çevreye zararlı ürünler, ödenmeyen fazla mesailer, çocuk işçiler, atıklar olmadan, kafamızı ütülemeden çözüm sunabilecekler mi?&lt;br /&gt;İnananlar var diye yazdım. Diyorlar ki bu web 3.0 çağında, internet üzerinden ortak akıl yürütülüyor. Bunu iyi kullanan, tüketicileri üretimin parçası, onlara tüketici demeyen, onları ortak yapan yapan şirketler kazanacaklar. (bkz. We Think)&lt;br /&gt;Ben hala anlamış değilim bu senaryoyu ya. Neyse.&lt;br /&gt;Bir sona bağlamıyorum. Sadece idare edemiyorum. Siz?&lt;br /&gt;Aylin Sunam, DUBAI, 2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8884746774410797407-7109960003190967768?l=thebodyandthecity.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/feeds/7109960003190967768/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8884746774410797407&amp;postID=7109960003190967768' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/7109960003190967768'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/7109960003190967768'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/2009/01/happy-go-lucky-against-amelie.html' title='HAPPY GO LUCKY AGAINST AMELIE'/><author><name>aylins</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10772168483080476950</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8884746774410797407.post-3351223784317114749</id><published>2008-03-08T09:15:00.000-08:00</published><updated>2008-03-08T09:20:08.985-08:00</updated><title type='text'>radikal 2</title><content type='html'>Bu kızlar kimin malı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Persepolis' filmindeki küçük kız sonunda kendine bir özgürlük alanı yaratabiliyordu, ya bizimkiler?..Ya, ergenler ve genç kızlar ne olacak? Daha çocukken yaşıtlarına göre katmerli bir şekilde ve kafadan kadınlaşmak ağır gelmeyecek mi onlara?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/ek_sayfa.php?ek=r2&amp;amp;ek_tarihi=03/02/2008"&gt;03/02/2008&lt;/a&gt; (1305 defa okundu)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AYLİN SUNAM (&lt;a title="AYLİN SUNAM tarafından yazılan diğer haberler" href="http://www.radikal.com.tr/arama.php?ara=1&amp;amp;y=3&amp;amp;edi=AYLİN"&gt;Arşivi&lt;/a&gt;)Üzerine bir cinsel kimliğin yapışması ne fena. Rahat rahat koşup oynarken, mahalledeki kızlı, erkekli oyunlara katılırken, ağaca tırmanırken, yan bahçeden meyva çalarken çocuksun. Sonra ilk kan geliyor senden. "Genç kız oldun sen" diyor annen. "Bundan sonra dikkatli oturup kalkmalısın". "Erkeklerle arana mesafe koymalısın". Meme uçların belirgenleştiği zaman daha da fena. "Allah memeleri çıkmış" diye gülen teyzeler, elleyen akrabalar. Annen gider, hemen en ufak boyundan bir sütyen alır. Artık kaburga kemiklerinin üstünde bir bez parçası ile yeni bir yaşam başlar. Rahat edemezsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birdenbire yeni bir kimliğin egemenliğine girmek, birdenbire henüz olmadığın bir şeye dönüştürülmek ne gıcık bir durum. "Bu ben değilim demek" istiyorsun ama zamanla bir bakıyorsun ki, onların kalıplarıyla şekillenen aynadaki suretini zamanla kendin olarak kabul etmeye çoktan alışmışsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm baskılara rağmen ergenlik ve gençlik dönemlerinde bir kaçış yolu bulmak mümkün. Altkültürlerin giyim şekilleri alışılagelmiş kadın ve erkek görsel kodlarını kırmaya; toplumsal kalıpların dışında bir görüntü yaratarak öncelikle kadın olarak kodlanmamaya yardımcı olabiliyor. 90'larda metalciler, rockcılar, grungelar vardı. 2000'lerde hiphopcular... Türban takanlar da bir altkültür oluşturuyor mu diye düşünüyorum. altkültür olması için toplumun onayladığı bir biçim, şekil olmaması lazım. Ama artık türban anayasadan geçti. Eğitim hakkının engellenmemesi adına artık her yaş grubundaki öğrenci, adına ister başörtüsü diyelim, ister türban diyelim saçlarını göstermeyen bir örtü ile eğitim kurumlarında var olabilecek. Türban artık bir altkültüre ait görsel kod değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dine göre örtünmenin altında yatan sebep kadınların toplum hayatında rahatsız edilmesini önlemek ve rahat hareket etmelerini sağlamak. Peki türban takan ergenler, genç kızlar ve kadınlar rahat ediyorlar mı, rahatsız edilmiyorlar mı? Başkalarının rahatsız etmesini bir kenara bırakırsak, kendileri belli bir kalıbın içinde yer almaktan rahatsız olmuyorlar mı? Görsel kod olarak başörtüsünün anlamı bu kadar aleni iken, dişileri erkeklerden koruma amaçlı bir örtü olarak kullanıldığı bilinirken, başörtüsü kullanan kadınlar kendilerini daha dişi, daha kadın, daha korunası görmüyorlar mı? Kadınların korunmaya ihtiyacı varsa, bu korunmaya ihtiyacı olan insanlar erkeklerin gözünde daha bir ceylan, daha bir dişi olmuyorlar mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reşit yaşta olup kendini bu sınıfa dahil etmek isteyen, peruk, vb. gibi saçma sapan aksesuarlar takmak yerine başörtüsünü takarak inançlarını yaşamak isteyen ve böylece kendini erkeklerden korumak isteyen 18 yaş üstü kadınlara sözüm yok. Ya ergenler ve genç kızlar ne olacak? Türban kafada bir üst kimlik iken, başka bir alt kimlikle özdeşleşip özgürlük alanı bulabilecekler mi Persepolis'teki kız gibi? Ya da kaç tanesi? Daha çocukken yaşıtlarına göre katmerli bir şekilde ve kafadan kadınlaşmak ağır gelmeyecek mi onlara?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu anda yasa sadece üniversite öğrencileri için geçerli olacak gibi görünüyor. Ama eğitim hakkı başlığı altında genç kızlara da başörtüsü ile ortaokula, liseye gitme hakkı tanınırsa, bu kızlar mı karar verecek örtünmeye, özgür iradeleri ile mi kalıba sokacaklar kendilerini? Kimin malı sayılacak bu kızlar? Ailenin mi? Devletin mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8884746774410797407-3351223784317114749?l=thebodyandthecity.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/feeds/3351223784317114749/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8884746774410797407&amp;postID=3351223784317114749' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/3351223784317114749'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/3351223784317114749'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/2008/03/radikal-2.html' title='radikal 2'/><author><name>aylins</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10772168483080476950</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8884746774410797407.post-8270648607213934744</id><published>2008-03-08T09:09:00.000-08:00</published><updated>2008-03-08T09:12:08.939-08:00</updated><title type='text'>10. İstanbul Bienali ve İyimserlik</title><content type='html'>Bu yazıda bienalden bahsetmeye; bienali kavramsal çerçeve, mekan seçimleri, işler ve bienalin yarattığı tartışmalar üzerinden incelemeye çalışacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama tüm bu konulara girmeden önce güncel sanat sergilerine katılan çoğu izleyicinin aklındaki sorularla bir giriş yapmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-          Bienallerde sergilenen işler sanat eseri mi?&lt;br /&gt;-          Ya da  hazır objelerin, kayıt edilen seslerin, görüntülerin yanına yazılan açıklamalarla belli bir sergileme biçiminde ve belli mekanlarda gösterilmesi o işleri sanat eseri olarak kabul etmemize mi yol açıyor?&lt;br /&gt;-          ‘Sanat’ dediğimizde neden bahsediyoruz?&lt;br /&gt;-          ‘Güncel sanat’ dediğimizde neden bahsediyoruz?&lt;br /&gt;-          Bugün etrafımızda gerçekleşen tüm etkinliklerin, onları sanat çatısı altında toplamımızı sağlayacak ortak özellikleri var mı?&lt;br /&gt;-          Sanat eserini diğer objelerden ayıran temel fark sanatın estetik bir işleve sahip olması mı?&lt;br /&gt;-          O halde, estetik değer açısından zayıf olan işleri nasıl sanat olarak tanımlayacağız?&lt;br /&gt;-          Sanat dünyası  (küratörler, sanat okulları, sanat eleştirmenleri, müzeler, sanatçılar) tarafından informal bir biçimde oluşturulan pratiklerin, rollerin ve çerçevelerin içinde yer alan ama estetik değer açısından ‘zayıf’ olan işler sanat olarak tanımlanabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok fazla soru geliyor akla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Verili sanat tarihinin gelişimi göz ardı edildiğinde çoğu zaman; edilmediğinde zaman zaman, bugünün sanatını anlamlandırmak kafa karıştırıcı olabiliyor. Bienal kapsamındaki sergilere gidenler gördükleri ‘işler’ karşısında “bunu ben de yapardım; bunu yapmak için sanatçı olmak mı gerekiyor ?” diye soruyorlar. Bu da izleyicilerin kafasında sanatın belli bir tanımı olduğunu gösteriyor ve güncel sanat sergilerindeki işlerin bu izleyicilerin kafalarındaki sanat tanımı ile uyuşmadığını düşünmenize yol açabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’nin toplumsal dinamiklerine, kültür-sanat tarihine baktığımız zaman güncel sanat sergilerini görme ve okuma biçimlerinin sorunlu ya da bol sorulu olmasının kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum. Resim ve heykele izin verilmeyen yasaklı bir kültürün  devamı olan ‘tarihsiz’ ve ‘sanat-tarihsiz’ bu cumhuriyette ‘sanat’la olan ilişkimizi ne kadar geliştirebildik?&lt;br /&gt;Ya da  50’li yıllardan sonra üzerimizdeki baskısını artıran popüler kültürün, medyanın, sağ ideolojilerin soyutlama yeteneğimizi al aşağı eden kanallarından ne kadar kaçabildik, uzaklaşabildik?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu soruların paralelinde ve bugün bizlere sağlanan bu ayrıcalıklı altyapı ve ortamda bugünün sanatını ‘sanat’ olarak kabul etmemek ve izlemeyi reddetmek de, anlamaya çalışmak ta birer seçenek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küresel, Savaş, İyimserlik, Bienal, Mümkün?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bienal öncesinde ve bienalin devam ettiği sonraki günlerde caddeler  küratörün  “küresel”, “ savaş”,  “iyimserlik” sözleriyle donatılmış; sayısı yetersiz olsa da, bienalle ilgili çıkan yazılar kavramsal çerçeveyi eksene almış; bienalle ilgili tartışmalar, işlerden ve sergileme biçimlerinden çok, kavramsal çerçevede yer alan metinlerden kaynaklanmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanat dünyası tarafından oluşturulan, kabul gören ve tartışılması gereken informal pratiklerden biri küratörlerlerin sergileri bize kavramsal çerçevesi ile birlikte sunması. Bugün, verili bu çerçevenin dışından bakmak, işleri küratöryel bakışın dışında değerlendirmek neredeyse imkansız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. İstanbul Bienali küratörü Hou Hanru, bienalin kavramsal çerçevesini açıkladığı yazısında imparatorluk sonrası ulus devletler kuran üçüncü dünya ülkelerinin küreselleşme ve ulus devlet anlayışları arasındaki gerilimi içinde barındıran, sancılı modernleşme süreçlerinden bahsetmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kentleşmeyi modernleşmenin en görünür ve önemli işareti olarak gören Hanru, İstanbul’u ve mimari koşullarını bienalin çıkış ve referans noktası olarak ele aldığını söyledi. Bu anlayışa parallel olarak, ‘AKM, İMÇ, Antrepo No.3, Santral İstanbul ve KAHEM’i şehrin kentsel modernleşmesinin çeşitli yüzleri ve modellerinin simgesel ve fiziksel aynaları olarak gördüğü için bienal mekanları olarak seçtiğini belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceki yıllardaki bienallere de ev sahipliği yapan Antrepo, bu sene gürültülü, renkli ve kaotik bir mekan olarak karşımıza çıktı. Bir çok insanın ve bir çok şehrin seslerinin birbirine karıştığı videolar ve mekan ilişkimizi sorgulatmaya çalışan yerleştirmelerle karmaşık ve kapalı bir lunapark. Antrepo’da korku tünellerinin yerini ‘geçmiş’ ve ‘gelecek’ tünelleri almış. Atom Egoyan, Kutluğ Ataman videoları ile bu yüzyılın başına gidip ‘tarihsizliğinizi’ ve biraz ilerde ‘Second Life’ ile ‘yersizliğinizi’ hatırlıyabiliyorsunuz. Beş Koreli bireyi Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Fransa, Rusya ve Japonya’nın Korece’ye çevrilmiş ulusal marşlarını okurken gösteren bir video projeksiyon işi ile milliyetçilik duygunuzu biraz yıpratıp, ordan Yunus Emre'nin sözleriyle başlayan aynalı koridor ile biri bizi gözetliyor evine gitmek de mümkün. Eğlenceli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antrepo’dan çıkıp, diğer mekanlara gittiğinizde eğlence ortamı yerini başka tartışmalara bırakıyor . AKM gibi yıkılması gündeme gelen ve dönemine göre oldukça yenilikçi ve etkileşimi ön plana koyan bir mimariye sahip İMÇ’deki ‘Dünya Fabrikası’ sergisi gösterilen işlerden çok,  etkileşime açık bir mekan olma potansiyeli ile öne çıkıyor. Fakat koridorların temiz tutulmasına yönelik yönetim anonsları, sürekli karşınıza çıkan güvenlik görevlileri ve İMÇ’deki dükkan sahiplerinin bakışları ile etkileşim kurmak güç. Mekandaki işleri gezerken çok rahatsız edici bir iktidar hissi insanı sarıyor. Dükkan sahiplerinden birinin, “bienal gelip, geçer, biz burada kalıcaz” dediğini duyuyorum. ‘Diyalog kurmak’, ‘Beraber tartışmak’ niyetiyle kurulan bu sergide, bir anda “istilacı” gibi hissetmeye başlayabiliyorsunuz kendinizi. Hanru’nun tepeden inme modernleşme eleştirisi aklınıza geliyor, tepeden inme sanat…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Gecegezenler ise  Çin Devrimi sırasında halkın ürettiği sokak afişlerini referans alarak ve  "dazibao" kavramından hareketle oluşturulmuş bir video gösterimi projesi. Proje kapsamında, bienal tarafından yapılan çağrı üzerine gönderilen videolar arasından beş genç küratörün yaptıkları seçki, gece boyunca İstanbul'un çeşitli sokaklarında gösteriliyor. Böylelikle bienalin kentin kültürel merkezleri dışındaki bölgelerine de ulaşması planlanmış. Ama ilk gösterim, şehir merkezinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstiklal caddesi’ndeki Urban Kafe’deki ilk gecegezenler gösterimi, küratörlerini sevindiren kalabalık izleyici kitlesine rağmen, sergileme biçimindeki hatalar yüzünden sergilenen işler üzerinden bir tartışma yerine, yansıtılan işleri göremeyen  kalabalığın birbirleriyle tartıştıkları bir  platforma dönüşüyor. Merkez dışındaki gösterimleri ise bienal görevlilerinin çabalarıyla zor koşullarda sergileniyor. Güçlü referans noktasına ve genç küratörlerinin çabalarına rağmen, mekan seçimindeki yanlışlıklar ya da videoların ve izleyicilerin projenin referans aldığı kavramı yansıtacak bir ruha, zamana, temele sahip olmamaları nedeniyle beklenenin çok altında bir izleyiciye ulaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yirmi yıllık geçmişiyle, artık dünya sanat sahnesinin önemli etkinliklerinden biri olan İstanbul Bienali de elbette Hanru’nun eleştirdiği modernleşme sürecinin bir parçası ve o modernleşme süreci gibi sancılı yaşanıyor . Her ne kadar modern sanat merkezi olan beyaz kutular, müzeler gibi geleneksel sergileme biçimlerinin dışında sunulsa ve sağlam bir kavramsal argümana dayansa da; 10. İstanbul Bienali’nin kilit noktaları olan bu mekanlardaki eylem ve sunma biçimlerinin, diğer katılımcılar ve izleyiciler arasındaki diyaloğu güçlendirdiğini ve etkileşim çabalarının istenen sonucu verdiğini söylemek çok mümkün değil. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küratörün kentin hafızası olarak tanımladığı bu mekanlardaki işler, bu yazı yayınlandığı zaman çoktan unutulmaya başlamış olacak. 15 milyonluk bu şehirde, 100 bin insanın bile gezmediği bienalden geriye “küresel”, “savaş”, “iyimserlik”, “mümkün” sözcükleri kalacak.  “Konu komşu elimizin ağır olduğunu gördü” manşetlerinin, heykellerin tükürülesi objeler olduğu ile ilgili resmi söylemlerin egemen olduğu bir kültürde, Hanru’nun dediği gibi ‘iyimser’ olmak sanırım en iyisi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8884746774410797407-8270648607213934744?l=thebodyandthecity.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/feeds/8270648607213934744/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8884746774410797407&amp;postID=8270648607213934744' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/8270648607213934744'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/8270648607213934744'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/2008/03/10-istanbul-bienali-ve-iyimserlik.html' title='10. İstanbul Bienali ve İyimserlik'/><author><name>aylins</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10772168483080476950</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8884746774410797407.post-8644025731798917932</id><published>2007-08-01T17:27:00.000-07:00</published><updated>2007-08-01T18:06:32.705-07:00</updated><title type='text'>toplu aşk</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ho3M_Ww9BhI/RrErhhJQj9I/AAAAAAAAABk/TL4tQK7h9Q8/s1600-h/waheart.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5093900508365623250" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ho3M_Ww9BhI/RrErhhJQj9I/AAAAAAAAABk/TL4tQK7h9Q8/s320/waheart.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;bi' şeyler var bu aralar. herkes bi' delirdi. herkes bi' garip.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cenk'in duvarına yazmıştı Adnan, "love kills human mind"diye. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;biz hakkaten bu aralar toplu kafayı yedik.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mehmet geçen hafta Saraybosna'daydı. Orda sevda; "iyi bi' kişinin başına gelen kötü bi' şey" anlamına geliyormuş. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;burda da öyle. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;zor iş. yorucu. stresli. olsun bitsin. ne olacaksa olsun istiyor insan ama süreç sanatı aşk. o ince ince sökülürken, değişirken, iyiye ya da kötüye giderken tahammül etmek gerekiyor. ve tüm bu süreç boyunca kendin olmak. deliriyorsun ve karşında normal seni görüp, beğenen birden bir deliyle karşılaşıyor. dellenmek ya da dellenmemek. offf!!!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;wild at heart'ın son sahnesi, Nicholas Cage'den ortaya karışık bir "Love me Tender": &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=TwfZyQeinTI"&gt;http://www.youtube.com/watch?v=TwfZyQeinTI&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;hepimize kolay gelsin!&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8884746774410797407-8644025731798917932?l=thebodyandthecity.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/feeds/8644025731798917932/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8884746774410797407&amp;postID=8644025731798917932' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/8644025731798917932'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/8644025731798917932'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/2007/08/toplu-ak.html' title='toplu aşk'/><author><name>aylins</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10772168483080476950</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ho3M_Ww9BhI/RrErhhJQj9I/AAAAAAAAABk/TL4tQK7h9Q8/s72-c/waheart.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8884746774410797407.post-3041335534660834227</id><published>2007-07-02T16:42:00.000-07:00</published><updated>2007-07-02T16:43:48.601-07:00</updated><title type='text'>şiir</title><content type='html'>Büyük kapıyı örtüyor ağır ağır&lt;br /&gt;Birikmiş ağırları, ağırlaşmış adımları,hisseden..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Griye yakışacak saçları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük kapının ne sağında ne solunda bir duvar&lt;br /&gt;Yine de bir girişi tutuyor inanmasanız da&lt;br /&gt;Sınırlardan haberli olanların bilmedikleri sınırsızlığa açılıyor belki..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önünde uyuyor kapının&lt;br /&gt;Örtündüğü eski paltosu cepsiz&lt;br /&gt;Birikecek olan birikiyor benliğinde..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünde konuşuyor sadece&lt;br /&gt;Gerisi sonsuz bir dinleyiş&lt;br /&gt;Alacaklarını kalbine&lt;br /&gt;Borçlarını aklına kazıdıkça&lt;br /&gt;Suçluluk duymasa da&lt;br /&gt;Çocuklukla suçlanıyor işte&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;m.turen 2006&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8884746774410797407-3041335534660834227?l=thebodyandthecity.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/feeds/3041335534660834227/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8884746774410797407&amp;postID=3041335534660834227' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/3041335534660834227'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/3041335534660834227'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/2007/07/iir.html' title='şiir'/><author><name>aylins</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10772168483080476950</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8884746774410797407.post-2832278739015251113</id><published>2007-07-02T15:49:00.000-07:00</published><updated>2007-07-02T16:23:19.909-07:00</updated><title type='text'>gaydıra gaydıra yürüdük</title><content type='html'>&lt;p align="justify"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ho3M_Ww9BhI/RomBXFDmIeI/AAAAAAAAABU/F6NCIEJ94_o/s1600-h/Lambda_Pride01.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5082735887958548962" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ho3M_Ww9BhI/RomBXFDmIeI/AAAAAAAAABU/F6NCIEJ94_o/s320/Lambda_Pride01.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazar öğleden sonra 1 saatimi Taksim Meydanı'ndan Galatasaray'a kadar yavaş yavaş yürüyerek geçirdim. Ara ara zıplayıp, ara ara slogan atarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm üniversite hayatı boyunca hiç bir eyleme katılmayan bir insan, ben. Pardon bir kere üniversitede yemekhane zammı protestosu olmuştu ama o gün kesinlikle ne yapacağımı bilememiştim. Elim ayağıma dolanmıştı. Gösterilen performansa bir türlü uyum sağlayamamış, kendi sesimi duyduğumda ürküp, bir de utanmıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne olduysa o  cinayetten sonra oldu. O gün televizyonda görüntüleri izlerken sabrımın taştığını farkettim. "Artık, bir şeyler yapmamız lazım" dedim. Bir sürü kişi kendine dedi bunu sanırım o gün. Hemen Agos'un önüne koşmuştum. Bir baktım başkaları da var benim gibi. Sinirlenen, tepkisini ARTIK göstermek isteyen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tecrübem çok fazla değil. Hala bir garip hissediyorum bu yürüyüşlerde, mitinglerde. Pazar günkü "gay parade"da da yine bir garip hissettim kendimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Susma haykır, eşcinseller vardır."ın yanı sıra " Öldürmeyeceğiz, ölmeyeceğiz. Kimsenin askeri olmayacağız." sloganları biraradaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Azınlıklar ve azınlıkların devlet tarafından tanınıp, belli haklara sahip olma isteğini ifade etme biçimlerinden çok ikinci sloganı etkileyici buldum. Elbette tanınmak istemelerini, belli haklardan alıkonulmamalarını istiyorum ve bu taleplerini doğru buluyorum. Ama biz ve onlar şeklinde konuşmaktan; kendimi ve onları farklı kılan, ayıran ifade biçimlerinden çok bizi biz yapan, belki hepimizi azınlık, belki bir çoğumuzu bir çoğunluk yapan bu sloganı sevdim;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖLDÜRMEYECEĞİZ, ÖLMEYECEĞİZ. KİMSENİN ASKERİ OLMAYACAĞIZ!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yürüyüş ile ilgili haber aşağıda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-----------------------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün (1 Temmuz) Taksim Meydanı'nda çığlık atarak, düdük ve ıslık çalarak, zıplayarak seslerini kamuoyuna duyurmaya çalışan yüzlerce eşcinsel izleyenlerin şaşkın bakışları arasında gökkuşağı bayrağıyla İstiklal Caddesi'nde yürüdü. Meydanda toplanıp, 25 metrelik bayrakla Galatasaray Lisesi'ne yürüyen eşcinseller, burada geleneksel 'Hormonlu Domates Ödülleri'nin sahiplerini açıkladı.&lt;br /&gt;'Susma haykır, eşcinseller vardır', 'Ahmet'ler Mehmet'i, Ayşe'ler Fatma'yı sevebilir', 'Polis copunu bedenimden çek', 'Teşhirci değil travestiyiz' sloganları eşliğinde yürüyen 1000'e yakın eşcinsel, sivil ve üniformalı polisler eşliğinde eylemlerini gerçekleştirdi. Yaptıkları açıklamalarla eşcinsellerin tepkisini çeken isimlere verilen 'Hormonlu Domates Ödülleri'nin bu yıl üçüncüsü açıklandı. Müzik dalında Ebru Gündeş, siyasette CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, basında Vatan gazetesinden Alev Alatlı, kurumlarda da Bursa Esnaf ve Sanatkârlar Odası ödüle layık görüldü.&lt;br /&gt;Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği'nin organize ettiği yürüyüşe destek veren İstanbul 2. Bölge bağımsız milletvekili adayı Baskın Oran, ezilenlerin yanında olduğunu söylerken yürüyüşe travesti olan İtalyan Komünist Yeniden Doğuş Partisi milletvekili Vladimir Luxuria da katıldı. Çok sayıda sivil toplum kuruluşu yürüyüşe destek verdi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8884746774410797407-2832278739015251113?l=thebodyandthecity.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/feeds/2832278739015251113/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8884746774410797407&amp;postID=2832278739015251113' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/2832278739015251113'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/2832278739015251113'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/2007/07/gaydra-gaydra-yrdk.html' title='gaydıra gaydıra yürüdük'/><author><name>aylins</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10772168483080476950</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ho3M_Ww9BhI/RomBXFDmIeI/AAAAAAAAABU/F6NCIEJ94_o/s72-c/Lambda_Pride01.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8884746774410797407.post-4705923535689850179</id><published>2007-06-24T15:10:00.000-07:00</published><updated>2007-06-24T15:42:45.115-07:00</updated><title type='text'>pencereler açık</title><content type='html'>Hava acayip sıcak. Herkes aynı şeyi sölüyor sürekli, "çok sıcak".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gündüz kötü. İnsan aptallaşıyor, tansiyonu çıkıyor(benim çıktı geçenlerde, hayatımda ilk kez tansiyonum da çıkmış oldu böylece), başına ağrılar giriyor, bir şeyler düşünmeye çalışıyor ama bacak bacağına attığında diz kapaklarından akan ter ya da alnından burnuna damlayan bir ter damlası sürekli düşünceyi engelliyor. Bir de koltuk altı durumu var. Sürekli terli olmak ve eve gidip üstünü değiştiremediğin için o ıslaklık ve koku ile yaşama hali.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece. Nedense yaz gecelerinde hep "Çöl'de Çay" filminde gibi hissediyorum kendimi. Filmi izlemeden de kendimi o filmde hissederdim, izleyince o muhteşem çığlık sahnesi de eklendi belleğime. Her neyse...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne demiştim. Gece. Yaz gecesi. Bir yaz gecesi rüyası. Benim yaz gecesi gördüğüm rüyalar da fena oluyor. Ama anlatacağım şey rüya ile ilgili değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün pencerelerim açık. Beş metre ötedeki apartmanın tam benim odama karşılık gelen pencereleri de. İçerde pek enterasan bir şey olmuyor. Dev ekran bir televizyon var, onun ekranından cama  maç, paparazzi, yarışma ve dizi görüntüleri yansıyor. Onun üst katını da oturduğum yerden görebiliyorum ama onun ki kapalı ne yazık ki. Gündüzleri açıyor o penceresini. Saksafon çalıyor. Başkurt Sokak'ta New York'ta gibi hissetmemizi sağlıyor. Sağ olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanserdi adam. Öldü. Ambulans sesleri. Bir kadın bağırıyor. Yoldan çekilsenize, yolu kapamaya ne hakkınız var. Cenaze var, cenaze. Bir adam ölmüş. Bizim mahallemizde. Adamı görmedim. Belki de görmüşümdür daha önce. Bilmiyorum. Sesleri duyuyorum. Cenaze var diyen adam birileri ile konuşuyor hala.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela içim burkuluyor. Yolu açın diyen kadına kızıyorum. Olaya müdahil olmuyorum. Bir şey de yapmıyorum. Ama içimi burkup, kızıyorum. Burcu " biri daha gitti" dedi. Serdar'ın dediği gibi içinde yaşlı bir hanfendi var kızın. Dans eden kızın hemen yanında. İkisi hep çarpışıyor. Ben de ikisinin tam ortasında Burcu ile muhabbet ediyorum. Ne dansetmeye gidiyoruz; ne konkene, çaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazın pencereler açık. Sıcak iklimlerde pencereler hep açık. Soğuk iklimlerde pencereler hep kapalı. Mesafe önemli. Pencereler açık ama evler birbirlerinden uzak olabilir. Pencereler kapalı, evler yakın olabilir. Evde klima olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğulu olmak. Batılı olmak. Pencereleri açmak. Kapamak. Klima taktırmak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar geldi aklıma pencereyi açınca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi Geceler Sevgili Günlük. (Küçükken günlüklerime isim takardım)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8884746774410797407-4705923535689850179?l=thebodyandthecity.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/feeds/4705923535689850179/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8884746774410797407&amp;postID=4705923535689850179' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/4705923535689850179'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/4705923535689850179'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/2007/06/pencereler-ak.html' title='pencereler açık'/><author><name>aylins</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10772168483080476950</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8884746774410797407.post-6063607152209843592</id><published>2007-06-17T14:07:00.000-07:00</published><updated>2007-06-17T14:09:00.572-07:00</updated><title type='text'>SESİMİZ BASKIN OLSUN</title><content type='html'>www.baskinoran.net&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8884746774410797407-6063607152209843592?l=thebodyandthecity.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/feeds/6063607152209843592/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8884746774410797407&amp;postID=6063607152209843592' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/6063607152209843592'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/6063607152209843592'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/2007/06/sesimiz-baskin-olsun.html' title='SESİMİZ BASKIN OLSUN'/><author><name>aylins</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10772168483080476950</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8884746774410797407.post-3625880745178866974</id><published>2007-06-08T11:05:00.000-07:00</published><updated>2007-06-08T11:07:17.218-07:00</updated><title type='text'>aylin_the city guide</title><content type='html'>Tünel Art&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tünel meydanına kadar yuruyun, İstiklal Caddesi’ni arkanızda bırakacak şekilde sağdaki merdivenlere yönelin. Merdidenlerden inip dört apartman geçtiğiniz zaman kafanızı kaldırın. Eğer vakit gece ise rengarenk gazino lambalarının olduğu bir mekan, gündüz ise derme çatma tahtalar ve bezlerle döşenmiş bir teras göreceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapıda ve terasta tabela falan yok. Tünel Art yazılı zile basıp, isminizi söylemeniz gerekiyor. Siz adınızı söyler söylemez, hemen karşılık verecek yukardan gelen ses “Apartman kapısını kapatmayı sakın unutma!”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz yıl Ludwig Lehner tarafından açılan Tunel Art kafe aynı zamanda Ludwig’in evi. Nasıl yoldan geçen herkesin evinize gelmesini istemezseniz, Ludwig de kafeye gelen misafirleri konusunda biraz titiz davranıyor. Fakat içeri girmeyi başarırsanız, içerisi tam bir cümbüş. Hindistan’dan gelen örtüler, rengarenk cam lambalar, vazolar, mozaik kaplamalı masalar, üzerine renkli tüller geçirilmiş ferforje sandalyeler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm mekanlar hızla minimalleşmeye gider, tüm renkler hızla kirlenir ve tasarımda birinciliği beyaz alırken; bu kadar fazla renkli objenin bir arada yer almasının rahatsızlık vereceğini düşünüyor insan. Ama mekanın sahip olduğu Haliç, kule ve köprü  manzarası tüm bu renkleri içinde eritiyor ve gözlerinizin rahatlamasını sağlıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Girişte en köşedeki divanda oturmak, oraya kurulup manzaraya bakmak, Ludwig sizin için bir şeyler hazırlarken yemek yapışını izlemek gerçekten keyifli. Terastaki diğer popüler bir köşe ise Ludwig’in misafirleri gittikten sonra banyo yaptığı küvetin yanında yer alan üzeri minderlerle kaplı sedir. Bu sedirde herşey mümkün; ister kitap okuyun, ister uyuyun... size kalmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemeklere gelince, pizza seviyorsanız, ilk önerim pizza olacak. Hem malzemeyi bol koymaktan çekinmiyorlar, hem de taş fırında pişen pizzanın tadı başka oluyor. &lt;br /&gt;Taze meyva suyu karışımları ve kocaman cam bardaklarda başka bir yerde bulabileceğiniz demir kaşıklarla servis ettikleri bitki çaylarını da tavsiye ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi habere gelince. Yemekler pahalı değil, içki çeşitleri mevcut ve salı akşamları ücretsiz yemek servisi yapıyorlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8884746774410797407-3625880745178866974?l=thebodyandthecity.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/feeds/3625880745178866974/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8884746774410797407&amp;postID=3625880745178866974' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/3625880745178866974'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/3625880745178866974'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/2007/06/aylinthe-city-guide.html' title='aylin_the city guide'/><author><name>aylins</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10772168483080476950</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8884746774410797407.post-8599031581050069514</id><published>2007-06-08T09:07:00.000-07:00</published><updated>2007-06-08T09:08:49.425-07:00</updated><title type='text'>Hava Boşluğunda Dinlenmesi Gerekenler...</title><content type='html'>Herhalde insanın kendini en tekinsiz hissettiği anların başında geliyor hava boşlukları. Uçak hava boşluğuna girdi mi bir kez, yapabilecek tek şey emniyet kemerini takıp tüm gücünüzle kolçaklara sarılıp beklemek oluyor. Ben tüm bu bekleme süreci boyunca kendimi avutmak için Frank Sinatra’dan “Heaven, i am in heaven” şarkısını söylemeyi tercih ediyorum; hem etrafta bulutlar falan da varsa rönesans resimlerinde tasvir edilen cennet görüntüsüne epey bir benziyor uçak penceresinden gökyüzü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galerist’de geçtiğimiz Mayıs ayı sonunda açılan “Hava Boşluğu” sergisinin girişinde kendimi cennette hissetmeme yol açan sözleri söylemesem de, türbülans sırasında sallandığım, kendini güvensiz ve boşlukta hissetiğim anlar aklımdaydı.  Bu karma sergiye katılan sanatçıların ve küratörü Leyla Gediz’in de zihinlerinde aynı düşüncelerle yola çıkıp, çıkmadıklarını merak ederek dolaşmaya başladım sergiyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tufan Baltalar’ın küçük seramik adamları karşılıyor sergi girişinde bizi. Takım elbiseli, kravatlı heykelcikler uçak analojisini bir süre daha zihnimde taşımama yol açıyor. Ekonomik döngü içinde yolculuk eden ve her yolculukta kendini biraz daha geride bırakan bir iş adamı farklı zaman dilimlerinde hava boşluğuna takılıp kalmış ve o anlardaki parçalanmışlıklar bu küçük heykelciklere dönüşmüş gibi. Çocuksu heykelleri ile Baltalar bu döngüyü küçültüp sürekli bir yerden diğerine koşturan ama ne kendinden ne de bulunduğu mekandan kopamayan, yollarda amacını kaybedenlerin hayatını daha da yakından görmemize, hatta dokunmamıza olanak sağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baltalardan sonra Gökçen Cabadan’ın resimleri ile karşılaşıyoruz. Şubat ayında, Adnan Yıldız’ın küratörlüğünde Kasa Galeri’de “Mükemmel Çocuk”, “Hokus Pokus” işleri ile yer alan sanatçı, imgeler dünyasının sonsuz olanaklarından tüketilmiş olanları bize gösteriyor; bu sergide de Cabadan yine tüketilmiş, daha önceden başkaları tarafından sonsuz kez kullanıldıktan sonra içi boşaltılmış anların ve imgelerin görüntülerini resmettiği işlerini paylaşıyor seyirciyle ve yine aynı tekinsizlik hissini yaşatıyor. “Tanıdık” hissine rağmen sizi bir yerden tutan ve kendinizi “öteki” olarak görmenize, kendinizle aranızda birdenbire beliren boşluktan rahatsız olmanıza yol açan bu görüntüler Cabadan’ın popüler kültür öğelerini de içinde barındıran kendi imgeleminden çıkarıp bize sunduğu sahneler çoğunlukla. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;  Perfect Child, Oil on canvas, 40x50cm, 2005&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gökçen’in ahşap yer döşemesine bırakılmış tahta oyuncaklı odasından, Aslı Sungu’nun beyaz odasına geçiyoruz. Telesekreterden duyduğumuz annesinin sesleri boş beyaz odada yankılanıyor. Cabadan’ın resimlerinin yarattığı duygu bu odada da tekrarlanıyor. Uzakta yaşayan ve çocuğuna ulaşmak isteyen annenin sözleri ve bıraktığı mesajlar kendimizle sanatçıyı özdeşleştirmemize yol açıyor. Sürekli tekrarlanan “Nerdesin?”, “Eve Gelince Ara” sözleri bir yandan bir rahatsızlık ve suçluluk yaratırken, bir yandan da odanın boşluğu ve odada yankılanan sesler zihnimizi meşgul ediyor. Annenin sözleri duvarda almanca olarak tekrarlanıyor; nefes alıp veren bu duvar ve türkçe sözler arasında her mesajdan önce bir düdük sesi duyuyoruz. “Aradığınız kişi şu anda yerinde değil, düdük sesinden sonra mesajınızı bırakabilirsiniz” dediğini tahmin ettiğim, sert bir aksana sahip alman kadının sesi siz tam anlamıyla odanın içinde olup, o boşluğu doldurmaya başladığınız anda sizi oradan uzaklaştırıyor. Otoriter kadın sesi ve yaşlı annenin sesi birbirine karışıyor ve zihinlerde yer alan “ideal” anne figürü ile çoğu zaman anneden çok babaya atfedilen “otoriter” duruş bir arada yer alıyor Sungu’nun yapıtında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açık pencerelerinden İstiklal Caddesi’nin sesleri duyulan, yaz sıcağından uzaklaşıp, serinlediğiniz ve nefes aldığınızı hissettiğiniz bu havadar ve geniş  mekana yerleştirilmiş işlerde yaşanan yalnızlık ve boşluk hissi, kapıyı açıp caddeye adım attığınızda uzaklaşıyor. Sıcak hava ve “neşeli” cumartesi kalabalığı sizi karşılıyor ve yeniden içine alıyor bir anda.&lt;br /&gt;Sergi, 28 Haziran’a kadar Galerist’de gezilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aylin Sunam&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8884746774410797407-8599031581050069514?l=thebodyandthecity.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/feeds/8599031581050069514/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8884746774410797407&amp;postID=8599031581050069514' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/8599031581050069514'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/8599031581050069514'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/2007/06/hava-boluunda-dinlenmesi-gerekenler.html' title='Hava Boşluğunda Dinlenmesi Gerekenler...'/><author><name>aylins</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10772168483080476950</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8884746774410797407.post-4951216765452890997</id><published>2007-04-25T03:33:00.000-07:00</published><updated>2007-04-25T03:35:35.006-07:00</updated><title type='text'>die neue papa ist deutsch</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ho3M_Ww9BhI/Ri8u0MOUFZI/AAAAAAAAABM/R-XmRXZ51zg/s1600-h/nekropsi.bmp"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ho3M_Ww9BhI/Ri8u0MOUFZI/AAAAAAAAABM/R-XmRXZ51zg/s320/nekropsi.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5057312380729693586" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;PAPA&lt;br /&gt;Die neue Papa ist Deutsch&lt;br /&gt;Er ist sogar Bayerisch&lt;br /&gt;Mein Papa hat gesagt&lt;br /&gt;Das er ein Panzer ist&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni Papa Almanmış&lt;br /&gt;Hem de Bavyeralıymış&lt;br /&gt;Babam bana dedi ki&lt;br /&gt;Panzer gibi adammış&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Die neue Papa ist Deutsch&lt;br /&gt;Papst Papa ist Deutsch&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8884746774410797407-4951216765452890997?l=thebodyandthecity.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/feeds/4951216765452890997/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8884746774410797407&amp;postID=4951216765452890997' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/4951216765452890997'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/4951216765452890997'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/2007/04/die-neue-papa-ist-deutsch.html' title='die neue papa ist deutsch'/><author><name>aylins</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10772168483080476950</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ho3M_Ww9BhI/Ri8u0MOUFZI/AAAAAAAAABM/R-XmRXZ51zg/s72-c/nekropsi.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8884746774410797407.post-6625308359854947015</id><published>2007-04-25T03:21:00.000-07:00</published><updated>2007-04-25T03:23:05.842-07:00</updated><title type='text'>vadide 23 nisan</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ho3M_Ww9BhI/Ri8sAcOUFYI/AAAAAAAAABE/Y6ltEcllgAw/s1600-h/CIMG3454x.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ho3M_Ww9BhI/Ri8sAcOUFYI/AAAAAAAAABE/Y6ltEcllgAw/s320/CIMG3454x.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5057309292648207746" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ho3M_Ww9BhI/Ri8r78OUFXI/AAAAAAAAAA8/QEU3gn3CIX0/s1600-h/CIMG3426x.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ho3M_Ww9BhI/Ri8r78OUFXI/AAAAAAAAAA8/QEU3gn3CIX0/s320/CIMG3426x.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5057309215338796402" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ho3M_Ww9BhI/Ri8r18OUFWI/AAAAAAAAAA0/9SIhhZMf_ik/s1600-h/CIMG3385x.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ho3M_Ww9BhI/Ri8r18OUFWI/AAAAAAAAAA0/9SIhhZMf_ik/s320/CIMG3385x.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5057309112259581282" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8884746774410797407-6625308359854947015?l=thebodyandthecity.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/feeds/6625308359854947015/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8884746774410797407&amp;postID=6625308359854947015' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/6625308359854947015'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/6625308359854947015'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/2007/04/vadide-23-nisan.html' title='vadide 23 nisan'/><author><name>aylins</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10772168483080476950</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ho3M_Ww9BhI/Ri8sAcOUFYI/AAAAAAAAABE/Y6ltEcllgAw/s72-c/CIMG3454x.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8884746774410797407.post-2640637802984658209</id><published>2007-04-13T09:45:00.000-07:00</published><updated>2007-04-13T10:07:13.622-07:00</updated><title type='text'>"Yanlış Biliyoruz"</title><content type='html'>Dün çalıştığım ajanstaki arkadaşlarımdan biri aşağıda okuyacağınız maili bana ve tüm ekibe gönderdi. Adalet Bakanlığı'ndan gelip, gelmediğine çok emin olmadığım bu duyurunun ortaya çıkaracağı olası sonuçlar yüzünden bu yazıyı ve bu yazı hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak isterim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden, Pozitif Yaşam Derneği için hazırladığımız amatör tanıtım filmini izleminizi öneririm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.youtube.com/watch?v=hPq-bv4ojM4&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;T.C.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ADALET BAKANLIĞI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİLGİ İŞLEM DAİRESİ BAŞKANLIĞI&lt;br /&gt;HALKIMIZA UYARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Son günlerde karşılaşılan, sosyal sağlık tehdidi oluşturan, halka açık yerlerde kötü niyetli şahısların; Hepatit ve türevleri, AIDS; gibi bulaşıcı hastalık dağıtma girişimleri ile ilgili istihbaratlar alınmış ve bunların tüm yazılı, görsel basın ve Internet aracılığıyla en hızlı şekilde halkımıza iletilmesi zorunluluğu doğmuştur.&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;Bu nedenle;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enfeksiyonlu iğne uçlarının vücudumuzun herhangi bir yerinde kana karışabilecek enfekte istemine karşı;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Sinema, tiyatro,konser salonu gibi; kalabalık izleyici kitlesine sahip kapalı alanlarda, bizlere ayrılan koltuklara oturmadan önce, ışıklar henüz yanıyorken, koltuklarımızın üzerini kontrol etmemiz, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Halka açık Telekom Ankesörlü Telefon’larını kullanırken jetonumuzu geri almamız sırasında jeton iade gözüne elimizi dikkatlice ve kontrol ederek sokmamız,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Restaurant ve benzeri yeme – içme mekanlarında kürdan kullanmamamız, en azından kapalı ambalajda kürdanları tercih etmemiz, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;önerilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu uyarı niteliğindeki dosya, tüm İlçe Emniyet Teşkilat’larına ve Internet&lt;br /&gt;yoluyla siz ve sizin gibi etkin Internet kullanıcısı halkımıza bir ön bilgi olarak gönderilmiştir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dosyayı kişisel iletişim dahilindeki tüm tanıdıklarınıza ve akrabalarınıza iletmenizi, halkımızın sağlığı ve refahı için zorunlu bir durum olarak görmekteyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turan Açikmese &lt;br /&gt;Adalet Bakanlığı&lt;br /&gt;Tetkik Hakimi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;T.C. ADALET BAKANLIĞI&lt;br /&gt;06659 KIZILAY / ANKARA&lt;br /&gt;TEL:  90 (312) 417 77 70&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8884746774410797407-2640637802984658209?l=thebodyandthecity.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/feeds/2640637802984658209/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8884746774410797407&amp;postID=2640637802984658209' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/2640637802984658209'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/2640637802984658209'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/2007/04/yanl-biliyoruz.html' title='&quot;Yanlış Biliyoruz&quot;'/><author><name>aylins</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10772168483080476950</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8884746774410797407.post-2881091631660592504</id><published>2007-04-13T09:01:00.000-07:00</published><updated>2007-04-13T09:37:59.984-07:00</updated><title type='text'>Ne Yapmalı?</title><content type='html'>"Yükselen Faşizm", "Tırmanan Militarizm", "Yeni Dalga Dincilik", Bilgi&lt;br /&gt;Üniversitesi'nde "Gay-Lezbiyen" kulübü açıldıktan sonra yaşanan tartışmalar ve&lt;br /&gt;Hrant Dink'in ölümü...Ne yapmalı sorusunu hepimiz kendimize şu ya da bu şekilde&lt;br /&gt;sormaya başlamak zorunda kaldık. Kaldık. Biz. Biz kimiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cenazeye katılanlar kimlerdi?&lt;br /&gt;Kendini yalnız hissedip biraraya gelen insanlar mı yoksa bir cemaat mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dink'in ölümünden sonra Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri bir dizi konuşma düzenledi. Geçen hafta sona eren konuşmaların sondan bir öncekisine ben de katıldım. Boğaziçi Üniversitesi'nde okurken  "Tarih Felsefesi" ve "Frankfurt Okulu" derslerini aldığım Ferda Keskin ve Beril sayesinde bu aralar adını sıkça duyduğum Bülent Somay'ın konuşmacı olarak katıldığı "ne yapmalı?" konuşmasında aldığım notları aşağıya kopyalıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşmacıların önerileri kafamızdaki soruların ne kadarına cevap verebilir? "Tekillik" önerisi bizi nereye götürür? Düşünmek için bir yerden başlamak lazım, değiştirmek için bir araya gelmek lazım, konuşmak lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Notlara buyrun...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NE YAPMALI?         05.04.07    &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yer: &lt;br /&gt;Boğaziçi Üniversitesi-TB 310&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşmacılar:&lt;br /&gt;Bülent Somay&lt;br /&gt;Ferda Keskin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B. Somay&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ne Yapmalı?” sorusunun 2 cevabı olabilir. Biri uzun, biri kısa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-) Kısa Cevap&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yapmalı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örgütlenmeli, aşağı yukarı ortak anlayışa sahip olmalı, aşağı yukarı ne istediğini bilen bir grup olmalı ve radikal davranmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-) Uzun Cevap&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yapmalı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yap-malı (zorunlu olan değil) değil, sizin arzunuz nedir onu bulmalısınız. Yani ne &lt;br /&gt;istiyor-uz, o halde biz kimiz....Bu soruların cevabını bulabilmeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapitalizm kendi sorunlarını, o sorunları ihraç ederek çözüyor. Kendi işçi sınıfını sömürmek yerine, başka ülkelerdeki işçileri sömürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sömürgecilik &gt; Emperyalizm &gt; Globalizasyon&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapitalizm sorunları artık bu şekilde çözemiyor. Acaba kapitalizmin sorun çözme tekniği sona mı erdi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki yol görünüyor. Sanal üretim, maddi üretimin önüne geçecek ve robotloşma gerçekleşek ya da büyük bir sarsıntı bizi bekliyor olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“ne yapmalı?” sorusunu konuşuyoruz çünkü “hele bir devrim olsun, ne yapacağımıza o zaman bakarız” deme lüksümüz yok. Önümüzdeki “yıkım” döneminden sonra daha “özgür” bir devlet istiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hrant Dink sonrasında olanlara bakalım. Büyükanıt.org ne diyor “hrant dink dinklendi”&lt;br /&gt;Peki “hepimiz Ermeniyiz” diye bir araya gelen bizlerden kaçımız “ hepimiz ibneyiz, lezbiyeniz” der?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hrant Dink neden öldürüldü? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suçu engelleyecek olan nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vicdan &gt; Dar Ağacı ---KANT&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vicdan  &gt; Dar Ağacı &gt; Akıl Hastanesi --- LACAN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ogün Samast’ın, kaybedecek bir şeyleri olmayanların süper egoları yok. O yüzden ya örgütleniyorlar; ya da saatli bomba oluyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki süper egoya ihtiyacımız var, bazı şeyler yapılmaz. ÖL-DÜR-ME-YE-CEK-SİN.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;F. Keskin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yapabiliriz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dil değişikliği yapmak...Kullandığımız dil sınırlandırıyor ve içinden çıkılamaz gerilimler ortaya çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz kimiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimlik politikalarında farklı bir perspektif gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dil değişikliği için ne yapabiliriz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kimlik&lt;br /&gt;• Bölücülük&lt;br /&gt;• Kurulan kimlikler&lt;br /&gt;• Kurulan kimler üzerinden yaşanan gerilimler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar kısır döngüde, bu tartışma bu şekilde devam eder, durur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimlik meselesi üzerinden geriliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖRGÜTLENMEK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, biz kimiz? (“who is us?”, althusser)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimlik öz değildir. &lt;br /&gt;Ör. 301. madde, türklüğü aşağılamak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anayasa-vatandaşlık- yasa temelinde tanımlanmış siyasi yapılanma&lt;br /&gt;Anayasal vatandaşlık üzerinden tanımlanan “Türklük” kimliği bir öze vurgu yapmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulus, Devlet, Vatandaş, Toprak&lt;br /&gt;Nation- Nader (to born, doğmak) fiiilinden geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimlik üzerinden tartışmaktan vazgeçmek. Nasıl?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I. Teorik&lt;br /&gt;II. Kimlik-Kimlik meselesi üzerinden ilerlemek yerine ne üzerine tartışabiliriz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekillik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki arada- between- Heidegger&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Şu ya da bu olarak ben değil, olduğum gibi ben” . Aynı anda bütün özelliklerimde kendimi görmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün olarak baktığımızda herkes tekil bir varlıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O tekilliklerden nasıl bir cemaat olur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyin etrafında bunu yapabiliriz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu yapmak biraraya gelmemizi sağlar mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, neyin etrafında bir araya geliriz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğru çıkarları konusunda insanlar bilinçsiz. Doğru çıkarların ne olduğunu görebilmek gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz ne? Ortak çıkarların etrafında biraraya gelebilecek insanlarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ötekilemek mi? Neyim? Neysem oyum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimizi bir kimlik üzerinden tanımladığımız zaman, onun üzerinden davranmak zorunda kalıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimlik üzerinden yapılan tanımlama ortadan kalktığında (bunlar ibnedir, öylyse bunlar böyle davranır) stratejik olarak karşı tarafın ne yapacağınızı kestirmesi zorlaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adalet ve özgürlük ortak çıkarlar olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pozitif Ayrımcılık varolan düzenin sürdürülmesini sağlamak için çaba harcamaktan başka bir şey değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimlik aslında kimlik değildir; konumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyaz Erkek bir konumdur. (bkz. Condoleeza Rice) Biz tekillikler olarak konumlara yerleşir; doldurduğumuz pozisyonla kendimizi özdeş gördüğümüz zaman buna “kimlik” deriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimlik ve konumu ayırabilmenin tek yolu tekilliktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her kimlik potansiyel bir ezendir. Alt Kimlik “kimlik” olarak tanımlanmaya devam edildikçe “ezen” konumuna gelebilir. Bkz. İsrail.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8884746774410797407-2881091631660592504?l=thebodyandthecity.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/feeds/2881091631660592504/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8884746774410797407&amp;postID=2881091631660592504' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/2881091631660592504'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/2881091631660592504'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/2007/04/ne-yapmal.html' title='Ne Yapmalı?'/><author><name>aylins</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10772168483080476950</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8884746774410797407.post-4568665105094292821</id><published>2007-04-13T08:57:00.000-07:00</published><updated>2007-04-13T09:15:51.108-07:00</updated><title type='text'>nurdan ve ben</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ho3M_Ww9BhI/Rh-o0ErU4QI/AAAAAAAAAAs/tObxYUa2mJo/s1600-h/CIMG3162.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5052942919495115010" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ho3M_Ww9BhI/Rh-o0ErU4QI/AAAAAAAAAAs/tObxYUa2mJo/s320/CIMG3162.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8884746774410797407-4568665105094292821?l=thebodyandthecity.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/feeds/4568665105094292821/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8884746774410797407&amp;postID=4568665105094292821' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/4568665105094292821'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/4568665105094292821'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/2007/04/nurdan-ve-ben.html' title='nurdan ve ben'/><author><name>aylins</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10772168483080476950</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ho3M_Ww9BhI/Rh-o0ErU4QI/AAAAAAAAAAs/tObxYUa2mJo/s72-c/CIMG3162.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8884746774410797407.post-7427411521875429909</id><published>2007-04-13T08:11:00.000-07:00</published><updated>2007-04-13T08:20:17.151-07:00</updated><title type='text'>İran:bir sinema devrimi</title><content type='html'>ya &lt;span class="blsp-spelling-error" id="SPELLING_ERROR_0"&gt;da&lt;/span&gt; &lt;span class="blsp-spelling-error" id="SPELLING_ERROR_1"&gt;orjinal&lt;/span&gt; adı&lt;span class="blsp-spelling-error" id="SPELLING_ERROR_2"&gt;yla&lt;/span&gt; "Iran: &lt;span class="blsp-spelling-error" id="SPELLING_ERROR_3"&gt;une&lt;/span&gt; &lt;span class="blsp-spelling-error" id="SPELLING_ERROR_4"&gt;révolution&lt;/span&gt; &lt;span class="blsp-spelling-error" id="SPELLING_ERROR_5"&gt;cinématographique&lt;/span&gt;"...&lt;br /&gt;Nader T. Homayoun'un  yönetmenliğini yaptığı film İran'da devrim öncesi ve sonrası sinema endüstrisinde yaşananları ve sinemanın İran kültürel hayatındaki önemi, devrimi nasıl etkilediğini anlatıyor. Şah dönemi İran'ı ve Amerikan Kültürü etkisindeki İran Sineması'nı tanımak için bu film iyi bir başlangıç olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devrim sonrası İran yönetiminin kendi görüşlerini halka yaymak için desteklediği endüstri ve her yıl yetiştirdiği 5000 sinemacının etkisiyle yurtdışında 2000'den fazla ödül kazanan İran Sineması'nın devrim öncesinde de ilginç filmler yaptığını gördüm. Görsellikten çok şiirin ve yazının ön planda olduğu bir kültürün çocukları olan İranlıların sinemasını da takip etmek lazım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8884746774410797407-7427411521875429909?l=thebodyandthecity.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/feeds/7427411521875429909/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8884746774410797407&amp;postID=7427411521875429909' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/7427411521875429909'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/7427411521875429909'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/2007/04/iranbir-sinema-devrimi.html' title='İran:bir sinema devrimi'/><author><name>aylins</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10772168483080476950</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8884746774410797407.post-1979130953985672107</id><published>2007-04-13T07:47:00.000-07:00</published><updated>2007-04-13T07:52:18.804-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>İtalya’nın Oscar adayı olan, düşler ve buluşlar, umut ve acılarla ilgili bu masalsı yapıtta, Respiro / Nefes Alıyorum’un yönetmeni uzun bir yolculuğu, Sicilya’nın köylerinden bir ailenin 1913’te evlerini geride bırakıp Amerika’ya doğru yola çıkışının öyküsünü anlatıyor. New York’a vardıklarında aileyi birçok sorun beklemektedir; keza cennetin kapıları herkese açık değildir. Charlotte Gainsbourg’un başrolü oynadığı bu çağdaş masalda daha çok adı bilinmeyen İtalyan oyuncular yer almış ve konuşmalar çoğunlukla Sicilya ağzından kaydedilmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağıda filmden alınan karelerini kopyaladığım "Nuovo Mundo"/ "Yeni Dünya" filminin en güzel sahnelerinden biri de Amerika'ya girebilmek için tahta oyuncaklarla yapılan zeka testine katılan Sicilyalı yaşlı kadının neden bu testin yapıldığını yetkililere sorduğu sahne idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetkili şöyle cevap verdi; "Geri zekalılığın kalıtımsal olduğu günümüz bilim adamlarınca ispatlanmıştır"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüntü yönetmenine, yönetmenine, Charlotte Gainsgbourgh ve diğer oyunculara teşekkür etmek lazım böyle güzel bir filmi ortaya çıkarttıkları için.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8884746774410797407-1979130953985672107?l=thebodyandthecity.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/feeds/1979130953985672107/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8884746774410797407&amp;postID=1979130953985672107' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/1979130953985672107'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/1979130953985672107'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/2007/04/italyann-oscar-aday-olan-dler-ve.html' title=''/><author><name>aylins</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10772168483080476950</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8884746774410797407.post-620191632271166152</id><published>2007-04-13T07:39:00.000-07:00</published><updated>2007-04-13T07:45:26.287-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ho3M_Ww9BhI/Rh-XekrU4PI/AAAAAAAAAAk/Yrh9SGZx9xg/s1600-h/goldendoor04.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5052923858430255346" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ho3M_Ww9BhI/Rh-XekrU4PI/AAAAAAAAAAk/Yrh9SGZx9xg/s320/goldendoor04.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ho3M_Ww9BhI/Rh-XY0rU4OI/AAAAAAAAAAc/UJ3DqBRvwBA/s1600-h/goldendoor03.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5052923759646007522" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ho3M_Ww9BhI/Rh-XY0rU4OI/AAAAAAAAAAc/UJ3DqBRvwBA/s320/goldendoor03.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ho3M_Ww9BhI/Rh-XSErU4NI/AAAAAAAAAAU/3Ld_PbqqGps/s1600-h/goldendoor02.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5052923643681890514" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ho3M_Ww9BhI/Rh-XSErU4NI/AAAAAAAAAAU/3Ld_PbqqGps/s320/goldendoor02.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8884746774410797407-620191632271166152?l=thebodyandthecity.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/feeds/620191632271166152/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8884746774410797407&amp;postID=620191632271166152' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/620191632271166152'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/620191632271166152'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/2007/04/blog-post.html' title=''/><author><name>aylins</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10772168483080476950</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ho3M_Ww9BhI/Rh-XekrU4PI/AAAAAAAAAAk/Yrh9SGZx9xg/s72-c/goldendoor04.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8884746774410797407.post-6428239924621163865</id><published>2007-04-13T07:01:00.000-07:00</published><updated>2007-04-13T07:07:15.755-07:00</updated><title type='text'>"yeni dünya"</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ho3M_Ww9BhI/Rh-OhkrU4MI/AAAAAAAAAAM/Mac3tBWKRYQ/s1600-h/nuovo-mondo.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5052914014365212866" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ho3M_Ww9BhI/Rh-OhkrU4MI/AAAAAAAAAAM/Mac3tBWKRYQ/s320/nuovo-mondo.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8884746774410797407-6428239924621163865?l=thebodyandthecity.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/feeds/6428239924621163865/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8884746774410797407&amp;postID=6428239924621163865' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/6428239924621163865'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/6428239924621163865'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/2007/04/yeni-dnya.html' title='&quot;yeni dünya&quot;'/><author><name>aylins</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10772168483080476950</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ho3M_Ww9BhI/Rh-OhkrU4MI/AAAAAAAAAAM/Mac3tBWKRYQ/s72-c/nuovo-mondo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8884746774410797407.post-2474546419516770386</id><published>2007-04-13T06:32:00.000-07:00</published><updated>2007-04-13T07:00:05.530-07:00</updated><title type='text'>Ortalık Yıkılıyor Anacım!</title><content type='html'>100 yıl önce  konuştuğumuz, yazdığımız dilin yürürlükten kaldırılmasına itiraz etmediğimiz gibi şimdi de büyük bir gönül rahatlığıyla Türkiye Cumhuriyeti adına kültürü temsil etme yetkisini eline almış bu beyefendinin "Atatürk Kültür Merkezi"ni yıkmasına da yine aynı gönül rahatlığıyla izin vericez galiba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten bizim anılarla, geçmişle falan işimiz olmaz. Biz yıkarız, önümüze bakarız, öyle değil mi? Bina da çirkin geliyor şimdi bakanımıza, çirkinse yıkalım değil mi?&lt;br /&gt;Her dönemde içinde bulunulan kültür ve çevre koşullarının etkisinde farklı farklı  mimari yaklaşımların öne çıkması ve bu binanın da inşa edildiği dönemin izlerini taşıyor olmasının da önemi yok, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk kez operayı o binada seyretmiş olmam, ilk bale resitalime orada çıkmış olmam, tiyatro festivalinde "bedenler" ve pina bausch ekibini orada izlemiş olmam, benim o günlere dair anılarım umurunda değil bakanımızın. Atilla Koç'a kasvetli geliyor besbelli o bina, uykusunu getiriyor protokol icabı gittiği resitaller ve gösteriler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En iyisi AKM'yi yıksınlar, Taksim'in göbeğine şööle koskoca bir alışveriş merkezi yapsınlar. The Marmara Oteli'nin yanındaki Teknosa'nın yeterince görünür olmamasından dolayı, Aksanat'ın alt katını kapatıp, Teknosa yaptıkları gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kültürel hayatımıza yaptığı bu değerli katkısından dolayı öyle bir teşekkür etmek istiyorum ki ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Yasa olmazsa AKM inşaatı 10 yıl sürer'&lt;br /&gt;Bakan Atilla Koç, 2010 yasasının AKM inşaatını hızlandıracağını söyledi&lt;br /&gt;13/04/2007 (246 kişi okudu)&lt;br /&gt;YURDAGÜL ŞİMŞEK (&lt;a title="YURDAGÜL ŞİMŞEK tarafından yazılan diğer haberler" href="http://www.radikal.com.tr/arama.php?ara=1&amp;y=1&amp;amp;edi=YURDAGÜL"&gt;Arşivi&lt;/a&gt;)ANKARA - İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti için hazırlanan yasa tasarısına AKM'nin yıkılmasına yönelik bir hüküm eklenmesi, hem tartışmaları tırmandırdı hem de konuyu Meclis gündemine taşıdı. AKM'nin yıkılmasına karşı olan CHP bugün İstanbul Akatlar Kültür Merkezi'nde, milletvekilleri ve sivil toplum örgütleri temsilcilerinin katılımıyla bu konuyu değerlendirecek. CHP, ayrıca Meclis'te tasarının yasalaşmasını engellemeyi hedefliyor. Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç ise "Hesabını kitabını yaptık, binanın onarımı için 120 YTL gerekiyor, yenisi ise 200 YTL. İstanbul ve Taksim'in şartlarına uygun, uluslararası büyük organizasyonların yapılacağı bir kültür merkezi yaptıracağız. Türkiye'yi Sydney opera binası gibi bir binaya kavuşturacağız," dedi. Yasal düzenlemenin şart olduğunu vurgulayan Koç, yasa sayesinde özel bir bütçe hazırlanacağını, işlemlerin de Kamu İhale Yasası'na tabi olmadan yapılacağını söyledi. Yasanın, binanın yapımını hızlandıracağını belirten Koç, "Aksi takdirde binanın yapımı 10 yıl sürer" dedi. Böyle bir kültür merkezini yapabilecek dünyada 10, Türkiye'de ise bir-iki firma olduğunu savunan Koç, yasa çıktıktan sonra proje için Türkiye'de ve dünyada bu işi yapan firmaları davet edeceklerini söyledi. Koç, "Tasarının önümüzdeki hafta komisyonlarda görüşülmesini bekliyorum. Yasa çıkıp, projesi hazırlanıp, bütçesi ayarlandıktan ve ihaleler yapıldıktan sonra yıkım gerçekleşecek. Kısa sürede de yeni bina yapılacak" diye konuştu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8884746774410797407-2474546419516770386?l=thebodyandthecity.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/feeds/2474546419516770386/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8884746774410797407&amp;postID=2474546419516770386' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/2474546419516770386'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/2474546419516770386'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/2007/04/ortalk-yklyor-anacm.html' title='Ortalık Yıkılıyor Anacım!'/><author><name>aylins</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10772168483080476950</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8884746774410797407.post-1078119460842035724</id><published>2007-04-13T06:25:00.000-07:00</published><updated>2007-04-13T06:30:44.145-07:00</updated><title type='text'>neden blog?</title><content type='html'>Konuşmalara şahit oluyorum, gazete okuyorum, güzel bir film izliyorum...Rahatsız oluyorum, hoşuma gidiyor, anlatmak istiyorum. Bu ve bunun gibi sebeplerden dolayı ikinci blog denememi hayata geçiriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi başlayalım!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8884746774410797407-1078119460842035724?l=thebodyandthecity.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/feeds/1078119460842035724/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8884746774410797407&amp;postID=1078119460842035724' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/1078119460842035724'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8884746774410797407/posts/default/1078119460842035724'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thebodyandthecity.blogspot.com/2007/04/neden-blog.html' title='neden blog?'/><author><name>aylins</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10772168483080476950</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
